"Lütfen biraz daha yaklaş, sana yıldızları göstermek istiyorum. Bakmaya utandığım o gözlerde görmek istiyorum yansımalarını. Senden bir daha yok, benden bir daha yok... En azından yıldızları seyredecek kadar yaklaş ve bana zaman ver. Birbirimizi sonsuzluktan beri tanıdığımıza inanıyorum; benim atomlarım ve senin atomların kesin birlikteydi. Kim bilir 13.7 milyar yıl içinde kaç defa bir araya gelmişlerdir. Benim atomlarım senin atomlarını tanıyor, benim atomlarım senin atomlarını hep sevdi..."
-Romantik byeza
"Fizikten felsefeye, evrende tutunmaya çalıştığımız her kavram göreceli... Zaman bükülüyor, mekan değişiyor, hatta doğrular bile gözlemciye göre farklılık gösteriyor. Fakat bu kozmik belirsizliğin içinde kendini görecelikten tamamen soyutlamış tek bir mutlak var: Sana olan sevgim. Yıldızlar yer değiştirse, zaman farklı aksa bile seninle ilgili hislerim bu değişken evrende nereye gidersem gideyim asla değişmeyen tek sabit yasam, tek mutlak gerçeğim. "
-Romantik byeza
Cahilliğin ve ilgisizliğin koyu gölgesi altında yaşamak zorunda olmak bazen insanı nefessiz bırakıyor. Fakat bilginin ve merakın sunduğu o eşsiz hazzı bir kez tadan biri için bu huzursuzluk, yıldızlara bakmak gibi bir kaçışa dönüşüyor. İşte bu yüzden atomların hikayesine, evrenin diline sığınıyorum. Bilmek, anlama arzusu duymak, hissetmek ve öğrenmek; bu karanlıkta kendime yaktığım en parlak ışık.
Çoğu insan gerçekten değmeyecek konuları düşünerek, sığ meselelere aksiyon harcayarak hayatının büyük bir kısmını boşa tüketiyor. Oysa sürekli dünyevi işlerle meşgul olmaktansa insanın kendi iç dünyasını keşfetmesi, dünyaya tam olarak nereden baktığını anlaması gerekir. Sosyal medyanın yüzeyselliğinden, aşırı cinsellikten, aşırı dincilikten ve aslında her türlü uç noktadan kaçınıp belirli dönemlerde izole olmak şart. Toplumun dayattığı hazır kalıpları değil, kendi zihninin ve öz fikirlerinin sesini dinlemek insanı gerçek anlamda 'kendisi' yapar.
Üstelik yeryüzündeki vaktimiz o kadar kısıtlı ki... Bu sınırlı zaman diliminde birbirinin zihnine ve ruhuna bir şeyler katarak aşkı yakalayabilen insanlar ne kadar şanslı. Hayat yarım kalmış cümlelerle tüketilemeyecek kadar kısa. Bu kısıtlı vaktin farkında olup onunla beslenen hisleri, vakit kaybetmeden açıkça ifade etmek gerektiğine inanıyorum -her ne kadar ben kendi yazdıklarımın aksine o cesareti göstermekte pek başarılı olamasam da... Çünkü biliyorum ki evrendeki en büyük cesaret, kısıtlı bir ömürde satır aralarına sığınmak yerine o gerçek hislerin arkasında bizzat durabilmektir.
-Cesaretten yoksun sevgi dolu Byeza
"Herkes gerçekliği kendi zihninin merceğinden farklı deneyimliyor. İnsanların farkındalık düzeyleri ve yaşantı biçimleri o kadar karmaşık ki, birine göre kesin bir etik ihlali olan şey, bir başkasına göre yapılması gereken tek doğru gibi görünebiliyor.
Ne var ki bu farkındalık yükseldikçe taşınan yük de ağırlaşıyor. Bazen aşırı farkındalık bir gayeden ve net bir hedeften yoksun kaldığında insanı varoluşsal bir uçuruma, hatta intiharın eşiğine kadar sürükleyebiliyor. Hayatta tutunacak bir amacı olanlar bu karanlığı aşabilirken kimi insanlar da dünyaya yalnızca bir kez geldiklerinin hiç farkına varmadan kendilerine sunulan düzende adeta köleleşiyor. Güvende kalma uğruna risk almaktan kaçınıyor, kendi potansiyellerini feda ediyorlar.
Oysa gözden kaçırdıkları çok temel bir hakikat var: Bu hayattaki en büyük ve en gerçek risk, hiç risk almadan tüketilen bir ömrü yaşamaktır."
-Algıları Kapalı Byeza
"Yüksek bir zekaya, derin bir empatiye ve zengin bir birikime sahip olunsa dahi; fiziksel güzelliğin yarattığı o ilkel bariyeri aşamayıp yüzeysel duvarlara çarpmak, ilk bakışta insanı buruk bir yetersizlik hissine sürükleyebilir. Oysa bu durum bir eksiklik değil, tam olarak fiziksel güzelliğe odaklı bu yüzeysel evreni tüm çıplaklığıyla kavrama farkındalığıdır.
Ağır bir cahilliğin ve dış görünüş sığlığının egemen olduğu bir çağda; hem fiziksel güzelliğin insan ilişkilerindeki soğuk baskınlığını görüp hem de zihninin büyüleyiciliğiyle o hazır kalıplara sığamamak insanı yalnızlaştırır.
Fakat sonsuza uzanan o paraleller, sadece sığ insanların evreninde kesişmez. Kendi zihninin, potansiyelinin ve özgünlüğünün arkasında durdukça; o fiziksel kapağı aşıp içeri girmeyi başarabilen biri için insan sadece 'bir seçenek' değil, evrendeki tek sabit olur."
-Özgüvenden yoksun Byeza
"Zamanında canımı çok yakan, beni derinden sarsan olaylar yaşadım. O acılarla baş edebilmek için her şeyi gereğinden fazla düşünmeye, her detayı anlamlandırmaya çalıştım. Edindiğim bu bilgi yükü zamanla zihnimde tuhaf bir uyuşmaya yol açtı; şaşırmayı, kızmayı, anlık hiddetleri birer birer yitirdim.
İnsanlar bir kırılma anında neden bu kadar tepkisiz ve sessiz kaldığımı soruyorlar. Onlara 'Değiştiremeyeceğim bir hakikat için neden kendimi hırpalayayım ki?' yanıtını veriyorum. Fakat bu rasyonel zırhın ardında, içten içe tepki verememenin, o insani refleksi gösterememenin burukluğunu taşıyorum.
Evrene, yaşama ve insan doğasına baktığım bu pencerede kendimi çok yalnız ve savunmasız hissediyorum, gerçekten çok üşüyorum. Vücudum artık hiçbir şeye tepki veremeyecek kadar yorgun. Bir kibir ya da üstünlük değil bu; aksine o kadar uyuştum ve o kadar içime kapandım ki, bedenim artık gündelik hayatın sarsıntılarına yanıt veremiyor. Zihnim her olayın arkasındaki nedenselliği o kadar hızlı çözüyor ki, sanırım gerçekten şaşırmam için gökten Tanrı’nın inmesi gerekiyor."
-Byeza iyi değil
İnsanın varoluşunu, bu bilincin neden verildiğini ve evrendeki yerini sorgulaması sadece bir merak değil insan olmanın kaçınılmaz bir parçası. Sıradan gündelik rutinleri eksiksiz yerine getirmek ya da sadece hayatta kalmaya programlanmak için bu kadar farkındalık fazla gelirdi. Aksi halde özgür iradeden yoksun bir mikroorganizmadan ya da kodlanmış bir robottan ne farkımız kalırdı? Bu anlam arayışı beni zaman zaman derin duygusal buhranlara sürüklese de girdiğim her zihinsel fırtına kendimi daha net tanımama vesile oluyor.
Zamanla hayatta bazı beklentilerin benim için birer asimptot gibi olduğunu fark ettim; ne kadar yaklaşırsam yaklaşayım o çizgiye asla dokunamayan bir eğri... Sıradan bir aşk hikayesinin ya da kabul gören o klasik güzellik kalıplarının öznesi olamayacağımı kavramak ilk başlarda ağır bir kırılmaydı. Yaşadığım bu kırılmalar ve duygusal donukluklar zamanla şaşırma ya da kızma gibi tepkilerimi törpüledi, beni dış dünyaya karşı daha tepkisiz bir yere çekti. Ama tam da bu kabulleniş zihnimde çok başka bir alan açtı. Dışarıdan onay görme ya da sevilme beklentimi kaybettiğimde içimde serbest kalan o büyük enerjiyi tamamen zihnimin sınırlarını zorlamaya ve edinebileceğim bilgi kapasitesini zorlamaya verdim.
Derin düşüncelere dalmak, sistemlerin ve kavramların mantığını çözmeye çalışmak benim için zihnimin doğası gereği çekildiği asıl yer. Dış dünyanın kabullerinden bağımsız olarak kendi zihninin sınırlarında dolaşmak ve öğrenmek kendi içimde kurabildiğim en sessiz ama en gerçek varoluş biçimi.