Hayatta bazı sembollerin tesadüf olmadığına inanırım; adımı oluşturan Beyza’nın saf beyaz ve lekesiz ışığı ile soyadımdaki Karartı’nın gölgede kalan belirsizliğinin harmonisini doğadaki Yin-Yang kavramına oldukça yakın buluyorum. Kendimi bu kavram ile özdeşleştirmem gerekirse hepimizin içinde bulunan bu aydınlık ve karanlık tarafların uyumundan ancak aynı zamanda beraberinde getirdiği tatsız uyumsuzluktan, yaşattığı huzursuzluk ve zorluklardan bahsetmek istiyorum:
Kendi yaşamımdan örnek vermek gerekirse kendimi tamamen iyi veya tamamen kötü bir persona olarak tanımlayamam, çünkü bu olgular ne kadar davranış biçimlerimiz ve hareketlerimiz ile nesnel bir olgu olarak ölçeklendirilse de insanın iç dünyası ile tutarlılığının da değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum (şahsi görüşüm, tartışmaya açık olabilir). Kendi yaşamımda duygularını çok yoğun (cidden fazla yoğun) bir şekilde içinde yaşayan ancak bunu dışa vuramayan biriyim. Bu durum beni insanların gözünde tepkisiz ve soğuk biri olarak göatermekte. Çoğu zaman bu yakıştırmalardan kurtulmak için içimden geldiği gibi davranmayıp karşımdaki beni nasıl görmek istiyorsa ona göre tepkiler vermek durumunda kalıyorum, bu beni kötü bir insan yapar mı? Bana soracak olursanız ying yang daki beyaz kısmın içerisindeki siyah nokta tam olarak böyle bir durum; beyazın tamamına hükmedemeyecek kadar ufak bir karartı. Bu durumda her iki taraf da mmnun olur; karşısındaki kişi shbetten keyif alır, Beyza da yargılanmaz.
Ancak ying yang sembolündeki karanlık yarımküre için benzer bir şey söyleyemeyeceğim; kötülüğün karanlığın içerisindeki umut ışığından ziyade bana çok daha acımasız durumları çağırıştırıyor. Cehaletin, yalanların, iftiranın, kötülüğün içerisinde kendini duygularını ifade etmek isteyen ancak uçsuz bucaksız bir karanlıkta boğulmak üzere olan ve mücadelesi sona ermek üzere olan bir aydını anımsatıyor. Beyaz yarımküredeki ufak karanlığın o aydınlığa hükmedemeyeceği düşüncesi huzur verirken karanlık yarımkürede beyazın çektiği varoluşsal ızdırap yüreğimi parçalıyor.
insan beyninin çok kolay bir şekilde hacklenebileceğini düşünüyorum; yapısını biraz araştırınca yapısında çoğunlukla su bulunan bu yapı biraz da elektriksel güç ile çalışmakta. doğru desibel, doğru sıklık ve doğru frekansa maruz bırakılırsa bir insanın düşünce yapısını değiştirebilir, onu çok daha farklı bir dünyadaymış gibi hissettirebilir, veya öyle bir frekans aralığı kullanırsınki (önermem) beynin içerisindeki sıvıyı entropik bir şekilde patlatabilirsin. mikrodalga mantığı kullanılarak şehirlere zarar verilmeden yalnızca canlıların yaşamını yitirmesine sebep olacak etki yaratılabilir. ancak bunlar vahşi yöntemler. benim aklımda insanların düşüncelerini okuyacak bir teknoloji geliştirmek var; beynimiz, kalbimiz ve genel olarak vücudumuz bir frekans dalgası yaymakta. düşündüğümüz ve akiyona geçirdiğimiz her durumda farklı bir frekans dalgası yaymakta beynimiz ve kalbimiz. eğer yeterince veri toplanırsa (belirli kelimelerin belirli duyguların frekans aralıkları veya direkt frekans dalga değerleri belirlenerek bir veriseti oluşturulursa) insanların anlık olarak ne düşündükleri tespit edilebilir, hatta bu verisetine sahip güçler bunu insanların düşünce yapılarını değiştirmek için de kullanabilir (önerilmemekle beraber internete yüklenen her video her müziğin içerisine insan kulağının ayırt edemeyeceği ancak vücudunun ve beyninin işleyeceği türden frekanslı sübliminal mesajlar ile toplum büyük olaylara hazırlanabilir).